Anasayfa OSHO KİTAPLARI Yaşama Özgürce Bakmak Anlayışın Kitabı / OSHO

Alışveriş Sepetiniz

VirtueMart
Alışveriş sepetiniz boş.

PDFPrintE-mail
Altın Gelecek / OSHOAnnem Babamı Boşadı / Neslihan Kayalar

Anlayışın Kitabı / OSHO
Resmin tümünü görüntüle


Paylas |

Anlayışın Kitabı / OSHO

Ürün fiyatı (adet): 20.00 TL
12.00 TL
Bu kadar kazandınız: 40.00%

Ask a question about this product

ANLAYIŞIN KİTABI / OSHO

Yeni bir dindarlık öneriyorum. O Hıristiyanlık olmayacak ve o Musevilik olmayacak ve o Hinduizm olmayacak; bu dindarlığın içinde herhangi bir sıfatı olmayacak. O en saf haliyle bir bütün olma niteliği olacak. Din başarısız olmuştur. Bilim başarısız olmuştur. Doğu başarısız olmuştur ve Batı başarısız olmuştur. İçinde Doğu’nun ve Batı’nın buluşabileceği, dinin ve bilimin buluşabileceği daha yüksek bir şeyin sentezine ihtiyaç var. Tüm dinler inanca dayanır; sadece bilim şüpheye dayanır. Ve ben dini arayışın da bilimsel, şüpheye dayalı olmasını isterim. Böylelikle inanmaya ihtiyacımız olmaz. Onun yerine varlığımızın hakikatini ve tüm evrenin hakikatini bir gün bilebiliriz. İnanmaya inanmıyorum. Benim yaklaşımım bilmektir ve bilmek bütünüyle farklı bir boyuttur. O şüpheden başlar, o inanmaktan başlamaz. Bir şeye inandığın an sorgulamayı bırakmışsındır. İnanç insan zekâsını yok eden en zehirli şeylerden birisidir.
Kitaptan Alıntılar:
İnanmaya inanmıyorum. Benim yaklaşımım bilmektir ve bilmek bütünüyle farklı bir boyuttur. O şüpheden başlar, o inanmaktan başlamaz. Bir şeye inandığın an sorgulamayı bırakmışsındır. İnanç insan zekâsını yok eden en zehirli şeylerden birisidir.

Tüm dinler inanca dayanır; sadece bilim şüpheye dayanır. Ve ben dini arayışın da bilimsel, şüpheye dayalı olmasını isterim. Böylelikle inanmaya ihtiyacımız olmaz. Onun yerine varlığımızın hakikatini ve tüm evrenin hakikatini bir gün bilebiliriz.

***

Politik bir devrim değil bireysel bir başkaldırı

Bir devrimci politik dünyanın bir parçasıdır; onun yaklaşımı politika aracılığıyladır. Onun anlayışı toplumsal yapıyı değiştirmenin insanoğlunu değiştirmek için yeterli olduğudur.

Benim kullandığım anlamıyla bir asi ruhsal bir olgudur. Onun yaklaşımı mutlak bir şekilde bireyseldir. Onun görüşü şayet toplumu değiştirmek istersek bireyi değiştirmek zorundayız şeklindedir. Toplum kendi içinde var olmaz; o “kalabalık” gibi sadece bir sözcüktür. Eğer onu bulmak için gidersen hiçbir yerde bulamayacaksın. Nerede birisiyle karşılaşırsan, bir bireyle karşılaşacaksın. “Toplum” sadece içinde maddesi olmayan kolektif bir isimdir, bir gerçeklik değil.

Bireyin bir ruhu vardır, bir evrimleşme, değişme, dönüşüme uğrama olasılığı vardır. Bu yüzden fark çok büyüktür. Asi, dinin özünün kendisidir. O dünyaya bir bilinç değişimi getirir. Ve eğer bilinç değişirse o zaman toplumun yapısının onu izlemesi kaçınılmazdır. Ancak bunun tersi geçerli değildir ve tüm devrimler bunu kanıtlamıştır çünkü hepsi başarısız olmuştur.
Hiçbir devrim henüz insanları değiştirmede başarılı olamamıştır ama görünen o ki biz bu gerçeğin farkında değiliz. Biz hâlâ devrim, toplumu değiştirme, hükümeti değiştirme, bürokrasiyi değiştirme, kanunları, siyasi sistemleri değiştirme terimleri ile düşünüyoruz. Feodalizm, kapitalizm, komünizm, sosyalizm, faşizm; onların hepsi kendi tarzlarında devrimciydi. Onların hepsi başarısız olmuştur ve son derece başarısız olmuştur. Çünkü insan aynı kalmıştır.

Bir Gautam Buda, bir Zerdüşt, bir İsa; bu insanlar asidir. Onlar bireye güvenirler. Onlar da başarısız olmuşlardır ancak onların başarısızlığı devrimcinin başarısızlığından bütünüyle farklıdır. Devrimciler metotlarını pek çok ülkede, pek çok şekilde denemişlerdir ve başarısız olmuşlardır. Ancak Gautam Buda’nın yaklaşımı başarısız olmuştur çünkü o denenmemiştir. Bir Mesih başarısız olmuştur çünkü Yahudiler onu çarmıha germişler ve Hıristiyanlar da onu gömmüşlerdir. O denenmemiştir; ona bir şans dahi tanınmamıştır. Asi halen keşfedilmemiş bir boyuttur.

Bizler asi olmalıyız, devrimci değil. Devrimci son derece sıradan bir çevreye aittir; asi ve onun başkaldırıcılığı kutsaldır. Devrimci kendi başına ayakta duramaz; onun bir kalabalığa, bir siyasi partiye, bir hükümete ihtiyacı vardır. Onun iktidara ihtiyacı vardır ve iktidar insanı bozar ve mutlak iktidar ise mutlaka bozar.

İktidarı ele geçirmeyi başarmış olan tüm devrimciler iktidar yüzünden bozulmuşlardır. Onlar iktidarın doğasını ve onun kurumlarını değiştiremezler; iktidar onları ve zihinlerini değiştirmiştir ve bozmuştur. Sadece isimler değişmiştir ama toplum aynı kalmaya devam etmiştir.

İnsan bilinci asırlardır gelişmemiştir. Sadece arada bir birisi çiçek açar, ancak milyonlarca insan arasında sadece tek bir kişinin çiçek açması kural değil, istisnadır. Ve bu kişi tek başına olduğundan, kalabalık ona tahammül edemez. Onun varlığı bir tür aşağılama halini alır; onun mevcudiyetinin kendisi küçük düşürücüdür çünkü o senin gözlerini açar ve potansiyelinin ve geleceğinin farkına varmanı sağlar. Ve senin gelişmek için, daha bilinçli olmak için, daha sevgi dolu, daha estetik, daha yaratıcı, daha sessiz olmak için —etrafında daha güzel bir dünya yaratmak için— hiçbir şey yapmamış olman egonu incitir. Sen dünyaya katkıda bulunmadın; buradaki senin varlığın bir rahmet değil, lanet olmuştur. Sen dünyaya kendi öfkeni, kendi şiddetini, kendi kıskançlığını, kendi rekabetçiliğini, kendi iktidar açlığını sunuyorsun. Sen dünyayı bir savaş alanına dönüştürüyorsun; sen kana susamışsın ve diğerlerini de kana susamış hale sokuyorsun. Sen insanlığı kendi insanlığından mahrum bırakıyorsun. Sen insanın, insanlığının altına hatta bazen hayvanların bile altına düşmesine yardım ediyorsun.

Bu nedenle bir Gautam Buda yahut Chuang Tzu seni incitir çünkü onlar çiçek açmıştır ve sen öylece orada duruyorsun. Baharlar gelip geçiyor ve sende hiçbir şey çiçek açmaz. Hiçbir kuş senin yakınına gelip yuva yapmıyor ve şarkılarını senin etrafında söylemiyor. Bir Mesih’i çarmıha germek ve Sokrates’i zehirlemek daha iyidir; sadece onları ortadan kaldırarak senin hiçbir şekilde ruhsal olarak aşağılık kompleksi hissetmene gerek kalmaz.

Dünya sadece birkaç tane asi tanımıştır. Fakat zaman şimdidir: Eğer insanlık büyük sayılarda asiler, asi ruhlar üretmede yetersiz kalırsa, o zaman yeryüzündeki günlerimiz sayılıdır. O zaman gelecek on yıllar bizim mezarımız haline dönüşebilir. Biz bu noktaya çok yaklaşıyoruz.

Bilincimizi değiştirmek zorundayız, dünyada daha çok meditasyon enerjisi, daha çok sevgi yaratmak zorundayız. Eskiyi —onun çirkinliğini, onun çürümüş ideolojilerini, onun aptalca ayrımlarını, ahmakça hurafelerini— yok etmek zorundayız ve taze gözlere, yeni değerlere sahip yeni bir insanlık yaratmalıyız. Geçmişle bir kesinti; başkaldırmanın anlamı budur.
Şu üç sözcük anlamana yardımcı olacaktır: Reform, devrim ve başkaldırı.

Reform düzenleme demektir. Eski kalır ve sen ona yeni bir şekil, yeni bir form verirsin; o eski bir binaya restorasyon yapmak türünden bir şeydir. Orijinal yapı kalır; sen onu boyarsın, temizlersin, birkaç pencere, birkaç kapı yaparsın.

Devrim reformdan daha derine iner. Eski kalır ama daha çok değişiklik yapılmıştır, hatta temel yapısı dahi değişir. Sen sadece rengini değiştirip birkaç kapı ve pencere açmıyorsun. Belki yeni katlar inşa ediyor, onu gökyüzünde daha da yükseltiyorsun. Ancak eski yok edilmez, o yeninin ardında gizli kalır; aslında o yeninin temeli olarak kalır. Devrim eski ile bir sürekliliktir.

Başkaldırı bir kesintidir. O reform değildir, o devrim değildir; o basitçe eski olanla arandaki bağı kopartmandır. Eski dinler, eski siyasi ideolojiler, eski insanlık; eski olan her şey, sen onunla arandaki bağı koparırsın. Sen hayata yeniden, taptaze başlarsın.

Devrimci eskiyi değiştirmeye çalışır; asi eskinin içinden, tıpkı yılanın eski derisinin içinden çıkıp gitmesi ve asla geri bakmaması gibi basitçe çıkar.

Bizler yeryüzünde böylesi asi insanlar yaratamazsak insanlığın bir geleceği yoktur. Eski insan bizi mutlak ölüme götürmüştür. Eski zihin, eski ideolojiler, eski dinler; onların hepsi bu küresel intihar durumunu hep birlikte birleşerek oluşturmuşlardır. Sadece yeni bir insan, insanlığı ve bu gezegeni ve bu gezegenin üzerindeki güzel yaşamı kurtarabilir.

Ben devrim değil başkaldırıyı öğretiyorum. Bana göre asilik dindar bir kişinin özde taşıdığı niteliktir. O en saf haliyle maneviyattır.

Devrimin günleri geçmiştir. Fransız devrimi başarısız oldu, Rus devrimi başarısız oldu, Çin devrimi başarısız oldu. Hindistan’da Gandi devrimi dahi başarısız oldu. Ve o Gandi’nin kendi gözlerinin önünde başarısızlığa uğradı. Tüm yaşamı boyunca o şiddetsizliği öğretiyordu ve gözlerinin önünde ülke ikiye bölündü; milyonlarca insan öldürüldü, canlı canlı yakıldı, milyonlarca kadına tecavüz edildi. Gandi’nin kendisi de vurularak öldürüldü. Şiddet karşıtı bir aziz için garip bir son.

Ve sürecin içerisinde, kendisi de tüm öğretilerini unutmuştu. Onun devrimi henüz tam gerçekleşmemişken Gandi’ye Amerikalı bir düşünür olan Louis Fischer tarafından, “Orduları ve cephaneleri ve her türden silahları Hindistan Bağımsız bir ülke haline geldiğinde ne yapacaksınız?” diye sorulmuştu.

Gandi, “Tüm cephaneleri okyanusa atacağım ve tüm orduları da tarlalara ve bahçelere çalışmaya yollayacağım” dedi.

Ve Louis Fischer “Fakat unuttunuz mu? Birileri ülkenizi işgal edebilir” dedi.

“Onları buyur edeceğiz. Şayet birisi bizi işgal ederse ona ‘Bizim yaşadığımız şekilde sen de burada yaşayabilirsin, savaşmaya gerek yok’ diyeceğiz” dedi Gandi.

Ancak o bu felsefesini bütünüyle unuttu; tüm devrimle bu şekilde başarısızlığa uğrar. Bunun gibi şeyler hakkında konuşmak çok güzeldir ama iktidar senin ellerine geldiğinde... İlk önce Mahatma Gandi hükümette herhangi bir makam istemedi. Bu korkudandı çünkü tüm dünyayı, eğer silahları okyanusa atmakla ilgili sorular sorarlarsa nasıl yanıtlayacaktı? Ya orduları tarlalara çalışmaya göndermek? Hayatı boyunca uğrunda savaştığı sorumluluktan, kendisine muazzam bir bela çıkartacağını görerek kaçtı. Hükümette bir pozisyonu kabul etmiş olsaydı kendi felsefesiyle çelişmiş olacaktı.

Ancak hükümet kendisi tarafından seçilmiş olan müritlerinden oluşuyordu. Onlardan orduları dağıtmasını istemedi; Pakistan Hindistan’a saldırdığında Hint hükümetine, “Şimdi sınırlara gidip işgalcileri konuklar olarak karşılayın” demedi. Bunun yerine, Pakistanı bombalamaya giden ilk üç uçağı kutsadı. O uçaklar Yeni Delhi’de kalmakta olduğu köyün üzerinden uçtu ve o bahçeye onları kutsamak için çıktı. Onun kutsamasıyla sadece birkaç gün once “bizim kardeşlerimiz” olan kendi insanlarını yok etmek üzere uçtular. Utanmaksızın, asla çelişkiyi görmeksizin…
Rus devrimi Lenin’in gözleri önünde başarısız oldu. O Karl Marks’a dayanarak “Devrim geldiğinde evliliği ortadan kaldıracağız çünkü evlilik özel mülkiyetin bir parçasıdır. Özel mülkiyet ortadan kalkarken evlilik de ortadan kalkacaktır. İnsanlar sevgili olabilir, birlikte yaşayabilir; çocuklar toplum tarafından bakılacak” diye vaaz veriyordu. Fakat, iktidar Komünist Parti’nin ellerine geçtiğinde ve Lenin de lider olduğunda her şey değişti. Bir kez iktidar ellerine geçtiğinde insanlar farklı düşünmeye başlarlar. Artık Lenin’in düşüncesi, insanları o kadar çok sorumluluklardan özgür bırakmanın tehlikeli olabileceği şeklindeydi: Onlar aşırı derecede bireyci hale gelebilirdi. Bu yüzden bırakalım onlar bir ailenin yükü altında kalsınlar. O ailenin ortadan kaldırılmasın tamamen unutmuştu.

Devrimlerin, bizzat devrimcilerin kendi ellerinde başarısızlığa uğramış olması gariptir çünkü bir kez iktidar kendi ellerine geçtiğinde başka türlü düşünmeye başlarlar. O zaman onlar iktidarlarına aşırı düzeyde bağlanırlar. O zaman onların tüm gayreti nasıl iktidarı sonsuza dek ellerinde tutacakları ve insanları nasıl kontrolleri altına alacaklarıdır.

Geleceğin daha fazla devrime ihtiyacı yoktur. Geleceğin henüz denenmemiş yeni bir deneye ihtiyacı vardır. Her ne kadar binlerce yıldır asiler olmuş olsa da, onlar tek başına, bireysel olarak kaldılar. Belki de onların vakti gelmemişti. Ancak artık, sadece vakti gelmiş değildir… eğer acele etmezsen zaman bir sona erişmiştir. Gelmekte olan on yıllarda ya insan türü ortadan kalkacaktır yahut yeni bir insanoğlu yeni bir vizyonla yeryüzünde ortaya çıkmış olacaktır. Bu yeni insan bir asi olacaktır.

DAHA FAZLA OSHO KİTABI HAKKINDA BİLGİ ALMAK İÇİN TIKLAYINIZ


Availability

Stokta: 165




Müşteri yorumları:

Bu ürün için hiç görüş belirtilmemiş.
Lütfen görüş belirtmek için kullanıcı girişi yapın.


Ganj Kitapları
OVVO Basım Yay. ve Tan. Hiz. San. Tic. Ltd. Şti.
YEDPA Tic. Merkezi E-Cad. No:109 Yeni Çamlıca Mahallesi, Ataşehir / Kayışdağı - İSTANBUL
Tlf : +90 216 660 02 41 | Faks : +90 216 471 86 48