|
|
![]() |
|
|


|
|
|
![]() Resmin tümünü görüntüle |
Para Mıknatısı / J. Donald Walters |
|
|
Ürün fiyatı (adet):
7.50 TL
4.50 TL Bu kadar kazandınız: 40.00% |
||
| Ask a question about this product | ||
PARA MIKNATISIDaha büyük bir gerçekliğin parçasısınız; taleplerinizi sınırlamayın. Modern sosyal düşüncenin varsayımlarından biri, ortalıkta herkese yetecek kadar çok para olmadığıdır. Eğer birinde daha fazla varsa, diğerleri mutlaka daha aza sahip olmak durumundadır. Bilinci her şeyin altında yatan gerçeklik olarak düşünürsek, o zaman miktarın sadece bizim kendi düşüncemizin sınırlarıyla ilişkili olduğunu görürüz. Zenginlik bizim kendimizin yarattığı bir şeydir. Orada öylece durarak bizim kendisini bulup sahip olmamızı beklemez. Bu yüzden sadece parayı kendimize çekmiyor olduğumuzu görürüz: Biz kendimize enerjiyi çekeriz, o daha sonra kendisini para şeklinde gösterir. Ve enerji kaynağı kozmik büyüklüktedir. Gerçek Zenginlik Nedir?
Bu yüzden belki de bu atasözü, bir ermişin dediği gibi, “Para sevdası tüm kötülüklerin anasıdır” şeklinde düzeltilmelidir. Ne de olsa, paranın kendisi, dinamitten daha kötü bir şey değildir. Dinamit yapıcı bir amaçla yol inşa etmek için, yıkıcı bir amaçla ise binaları yok etmek için kullanılabilir. Para, benzer şekilde, harika şeyler yapmak için kullanılabilir. Parayı genellikle kötü sonuçlara yönelten şey insanın açgözlülüğüdür. Para, yalın bir şekilde, bir enerji akışını temsil eder. Para sadece para aşkı için sevilir ve istif edilirse zarara sebep olur. Çünkü onu istiflemekle, enerji akışını engelleriz. Birkaç hafta sonraki hayal kırıklığı ise, sonuç olarak, şişenin dibinde kalan suyun durgunlaşmasıymış. Para da benzer şekilde, “şişelendiğinde” ?yani istiflendiğinde, durgunlaşır. Hayatımızda kesintisiz bir para akışına sahip olabilmek için, parayı sadece bir mevcudiyet olarak değil, bir enerji ifadesi —sonuçta, bizim kendi enerjimizin ifadesi olarak görmeyi öğrenmek zorundayız. Parayı kendine çekme özelliğinin geliştirilebilmesi büyük ölçüde paranın nasıl uygun şekilde kullanılabileceğini anlamaya dayanmaktadır. Paranın uygun şekilde kullanılması, parayı elde etmekle, sadece maddi güçleri kendi lehimize yönlendirmiyor olduğumuzun farkına varmaya bağlıdır. Daha da ötesi parayı elde etmenin bir şans işi olduğunu düşünmektir. Aksine, biz parayı kendimize çekeriz. Diğer taraftan, parayı elde etme konusundaki başarısızlığımız ise temelde onu geri itmemizden kaynaklanmaktadır ?bilinçsizce elbet. Onu kazanmak için elimizden gelenin en iyisini yaptığımızı zannederken bile onu geri itiyor olabiliriz Bu kavramların her ikisi de —parayı kendimize çekmeyi ve onu uygun şekilde kullanmayı öğrenmek? sonuçta, ihtiyaçlarımızın, yani kendimiz ve başkaları için en iyi olanın aslında nelerden oluştuğunu anlamamıza bağlıdır. Çünkü hayatın kanunlarından biri de, bir kaynağı israf ettiğimizde eninde sonunda artık onu yenileyemeyeceğimiz bir noktaya geleceğimizdir. Yerine ağaç dikmek düşünülmeden kesilen geniş ormanları düşünün; ya da toprak hiç yenilenmediği için çoraklaşan tarım arazilerini. Paralarını tedbirli bir şekilde harcamak yerine meteliksiz kalıncaya kadar saçıp savuran pek çok film yıldızının hikayelerini hatırlayın. Zenginlik nedir? Birçok insan onu yatırımlarla, tasarruflarla, gayri menkulle eş tutar. Yine de çok az parayla mutlu bir şekilde geçinip giden insanlara rastlarız. Ya da tam tersi, ilk gruptaki insanlardan birkaç kat daha fazla para kazanıyor olsalar bile ancak geçiniyor gibi gözüken insanlar tanıyorum. Tuhaf olan şey çok az para ile geçinen insanların dünya nimetlerinden daha fazla yararlanması, daha çok tatile çıkması ve parası olanların asla beceremez gibi gözüktüğü bir şekilde, başka konularda da daha fazlasını yapmasıdır. Böyle bakıldığında, bunların arasında gerçekten daha varlıklı olan hangisidir? Buradaki mesele sadece ne kadara sahip olduğunuz değil, daha ziyade sahip olduğunuzu nasıl kullanacağınızı ne kadar iyi bildiğiniz meselesidir. Gershwin’in “Çok fazla hiçbir şeye sahibim ve hiçbir şey benim için çok fazla değil” dizeleri gibi. Sonuçta bir insan kendisini hissettiği kadar zengin ya da fakirdir. Zenginlik belirli bir maddi büyüklük ile eş tutulamaz. Eğer bir insan kafasında ya da ruhunda zenginse, çok az bir mal varlığı da tatminkâr bir hayat sürmesine yetebilir. Öte yandan, eğer sadece maddi varlıkları yüzünden kendisini zengin addediyorsa, 50 milyon doları da olsa, belki sadece eski bir sınıf arkadaşının 90 milyonu olması gibi bir sebeple bile fakir olduğuna inandırılabilir. 1963’te, parasızlığımın, kendimi bir kitap yazmaya adamak konusundaki kararlılığımla birleşerek (kitabı sonunda Modern Düşüncedeki Krizler adı ile yayınladım) beni üç ay boyunca ayda sadece on dolar ile yaşamaya mecbur ettiği bir dönem geçirmiştim. Bugün hayatımın o kısmını büyük bir mahrumiyet ve cefa içinde geçirilen bir dönem olarak değil, tatmin edici bir mücadele ve macera zamanı olarak, mutlu bir şekilde anımsıyorum. O üç ay boyunca az para harcayarak yaşamanın tüm inceliklerini öğrendim. Alfalfa tohumlarını çimlendirdim. Ekmek almak yerine hint yufkaları pişirdim. Kendimi sütten çok daha ucuz olan süttozundan hoşlanmaya ve koca bir porsiyon yerine bir parça tatlı ile yetinmeye alıştırdım. Civardaki marketlerin indirim günlerinden yararlandım. Ve bezelye çorbası gibi, beni birkaç gün idare edebilecek, ucuz ama yüksek kalorili yemekler hazırlamaya konsantre oldum. Hiç şüphesiz o zamanlar fakir olduğum söylenebilir. Ama ben kendimi pek de fakir hissetmiyordum. Kendimi zengin hissettiğimi söyleyecek kadar da ileri gitmeyeceğim ama önemli olan nokta şu ki, sahip olmadığım şeyler üzerine düşünüp durmadığımdan, aslında fakir değildim. Gerçekten önemli olan her açıdan zengindim. Sadece çeyrek dönüm büyüklüğünde bir araziyi ekip biçen bir Kızıl derilinin hoş bir hikayesi vardır. Zengin komşularından biri onunla arkadaş olur ve bir gün, daha fazla ekecek arazisi olması için ona 5 dönüm tarla vermeyi teklif eder. Kızılderili, “Teklifin için teşekkürler” diye yanıt verir. “Ama daha fazla çalışmak için daha çok tarlam olursa, şarkı söyleyecek zamanı nereden bulacağım?” Bunun tam tersi olarak, çok fazla parası olmakla birlikte, durumlarının iyi olduğuna bile kendilerini ikna edemeyen insanlar tanıyorum. Ve Hindistan’da yaşayan, saygın bir üniversitede profesörlük yapan bilim adamı bir arkadaşımı hatırlıyorum. Kendine ait bir evi vardı. Kendisi ve ailesi bolluk içinde yiyip içiyor, iyi giyiniyor ve yeterince iyi yaşıyorlardı. Yine de kendisini sefalet içinde sanıyordu. Batıda gördüğü ve kullandığı, son teknoloji televizyonlar gibi bazı pahalı elektronik araçları alamamaktan şikayetçiydi. Bir akşam bana “Ben fakirim! Ben fakirim!” diye sızlandığını hatırlıyorum. Zenginlik bolluk bilincidir. Ve fakirlik ise yokluk bilinci. Zenginlik ve fakirliğin her ikisi de ruh halidir. Kendinizi zannettiğiniz kadar zengin ya da fakirsiniz. Okuyucularımın onları parayı kendilerine nasıl çekebilecekleri konusunda bilimsel bir inceleme okuyacakları düşüncesi ile kandırıp, sonra onlara (paralarını güvenli bir şekilde cebime atmış olarak!) parayı bir tür kendini mahrum etme felsefesi ile ikâme etmelerini önerdiğimi düşünmelerini istemem. Para bu dünyada önemli bir şeydir. Kitap yazan birisi, yazdığı dönemde kendisini geçindirebilmek için paraya ihtiyaç duyar. Bir fotoğrafçının en iyi fotoğrafları çekebilmek için pahalı objektiflere ihtiyacı vardır. Paranın bir şekilde anlam ifade etmediği hiçbir faaliyet alanı yoktur. Ben de ayda sadece on dolar ile çok da uzun yaşayabileceğimi zannetmiyorum. Burada bahsettiğim konu için temel zorunluluk yine de, doğru zihinsel tutumun taşıdığı önemdir; sadece mutluluğun karakteristik özelliklerini mantıklı bir şekilde tanımlayabilmek için değil, daha en başta zenginliği kendimize çekebilmek için de. Bu kitabın amacı parayı kendinize çekmeniz için size huzurunuzu bozacak şekilde değil,ger çek fırsatlara kapı açacak şekilde yardımcı olmaktır. Paranın, kendinize ve diğerlerine mümkün olan en fazla faydayı sağlamak üzere nasıl akıllıca kullanılabileceğini öğrenmenize yardım etmektir. Önce Kendinize Güvenin Örneğin şu söze bakalım: “Sahip olan kişiye daha fazlası verilecek ve o daha fazla bolluğa sahip olacak; ama sahip olmayandan, sahip oldukları bile geri alınacak.” (Matta 13:12) İlk bakışta bu, hangi gerçeklik düzeyine uygularsak uygulayalım, çok adaletsiz bir öğreti olarak görülebilir. Fakat, eğer biz zenginliğin kaprisli bir yapıya sahip olan Kader tarafından ?hiçbir şekilde kontrol edemediğimiz bir lütuf olarak? bize azar azar verilmesini beklemek yerine, onu cezp edilmesi gereken bir şey olarak düşünürsek, İsa’nın bu konuda bambaşka bir şey söylüyor olduğunu görebiliriz. Yalın bir şekilde söylemek gerekirse, İsa bu sözüyle bolluk arayışında bizim de vazifelerimiz olduğunu ve bu sorumluluğun önemini vurgula maktadır. Bolluk, başka sözlerle ifade etmek gerekirse, kendimize doğru çekmemiz gereken bir şeydir. Her türlü zenginlik için. Çünkü başarı da bir tür zenginliktir. Duygusal tatmin de öyle. Arkadaşlarımız da öyle. Biz bunları kendimize çekeriz. Ya da kendimizden uzaklaştırabiliriz de. Zenginlik bilinci zenginliği çeker. Bu prensibi biraz daha açıklamak yararlı olacaksa da, aslında bu kadar basittir. Fakirlik bilinci ise, öte yandan, fakirliği cezbetmektedir. İnsanların “yoksulluk bilinci”nden bahsettiklerini duymuşsunuzdur. Olumsuz tutum ve davranışlarda olumsuz enerji bulunur. Hayattan beklentilerimiz, ister pozitif ister negatif olsun, hayattan elde edeceğimiz zenginlik ya da yoksulluğu, başarı ya da başarısızlığı, tatmin ya da hayal kırıklığını büyük ölçüde belirlemektedir. Göz önüne alınması gereken önemli bir nokta, bu beklentilerin yaratacağı etkileri, onlara odakladığımız düşünce ve duygularımızın yoğunluğu ile azaltıp çoğaltabileceğimizdir. Ünlü ruhani eğitici Paramhansa Yogananda’nın öğretilerinin temel taşlarından biri de şu özdeyiştir, İstek ne kadar fazlaysa, enerji akışı da o kadar fazladır. Enerjiyi bedene yönelten, ve sonra bedenden dışarıya, tatmin sağlayacak nesneye doğru yönlendiren şey isteğin gücüdür. Ve hayattan beklentilerimizin etkinliği, onlara odakladığımız enerjiye bağlıdır. İstek gücü zayıf olan bir kişi, aynı zamanda kaçınılmaz olarak enerji akışı da zayıf olan biridir. Tersine, büyük bir istek gücüne sahip olan kişi ise, amaçlarına ulaşma kudretini elde edebileceği içsel enerji kaynaklarını her zaman bulabilmektedir. Gönüllülük enerji yaratır. İsteksizlik ise, tersine, insanın enerjisini tüketir, kişi onu yenilemek için yeterince dinlense ve iyi beslense bile. Enerji, gerçekten de, zihin ve beden arasındaki bağlantıdır —İlahi Bilinç ve maddi evren arasında. Bilim, maddenin aslında enerji olduğunu göstermektedir. Önde gelen modern fizikçilerin bir çoğu daha da ileri giderek enerjinin bilincin bir tezahürü olduğuna dair inançlarını ifade etmektedirler. Bu konuda modern fizik, İlahi İrade’nin maddi evreni kozmik enerji yoluyla gösterdiğini ifade eden eski öğretilerle uyuşmaktadır. Elimizi, diyelim ki bir taşı kaldırmaya yönlendirdiğimizde, bunu sadece elimizin o taşı kaldırdığını gözümüzde canlandırarak yapamayız. Aynı zamanda elimize isteğimizin emriyle enerji de göndeririz ve enerjiyi taşı kaldırmaya yönlendiririz. Yogananda kişinin bedenindeki bu enerji akışını fark etme ve onu kontrol edebilme özelliklerini geliştirecek bir dizi psiko-fiziksel uygulama ortaya koymuştur. Ben bu uygulamaları uzun yıllar günlük olarak yaptım ve sadece fiziksel anlamda değil, burada tartışılan prensiplerin uygulanması açısından da son derece yararlı olduklarını gördüm. Bir kişi bu uygulama sistemi olmadan da, daha pasif insanların kontrolleri dışında olduğunu zannettiği olayları etkileyebilecek büyük gücü elde edebilir. Bu gücü, basit bir şekilde, sadece doğru davranışın enerji akışı üzerindeki etkisini anlayarak kullanabilir. Çünkü enerji maddeye sadece bedenimizdeki kaslar aracılığıyla müdahale etmez. Hayatlarımızda ne istiyorsak (ya da, güçlü olumsuz beklentiler yüzünden aynı derecede etkin bir şekilde ne istemiyorsak) onu kendimize çekmek üzere gövdemizin dışına uzanan bir manyetik kuvvet kullanırız. Enerji elektriğe benzetilebilir. Gerçekten de, elektrik aslında bir çeşit enerjidir. (Yogananda buna, hoş bir tabirle, “enerji dünyasının hayvansal akımı” demektedir.) Elektrik, bedende dolaşan aynı tür enerjinin daha düşük seviyeli bir görüntüsüdür. Maddi dünyayı yaratan kozmik enerjinin bir tezahürüdür. Elektrik bir tel boyunca aktığında bir manyetik alan oluşturur. Akım ne kadar güçlüyse, manyetik alan da o kadar kuvvetli olur. Benzer şekilde, ne zaman bir şeyin gerçekleşmesini ya da bir şeyi kendimize çekmeyi istediğimizde, düşüncemizin ya da isteğimizin gücü tarafından yönlendirilen bir enerji ışını açığa çıkar. Bu enerji de bir manyetik kuvvet alanı oluşturur. İşte beklentilerimizin hedeflediği şeyleri kendimize doğru çekmemizi sağlayan, bu manyetik kuvvettir. Bu yüzden, parayı kendimize çekebilmek için, evrenin servetlerinden bizim de adil bir pay almaya hakkımız olduğuna inanmamız gerekir. Ve gerçekten de hepimiz bu hakka sahibiz. Evrenden bir şey talep ederken pasif olmayın. Şansın size gülmesini beklemeyin. Kendinize güvenin ve sizin, kendinizin, kozmik gerçekliği oluşturan bütünün parçalarından biri olduğunuzu bilin. Zaten bolluk içinde yaşıyor olduğunuz bilincini kazandığınızda, İsa’nın dediği gibi, daha fazla zenginliği kendinize doğru çekeceksiniz. |
||
|
Availability
Stokta: 181 |
||
Müşteri yorumları:Bu ürün için hiç görüş belirtilmemiş.Lütfen görüş belirtmek için kullanıcı girişi yapın. |
||